Rackspace ve Cloud Computing Alanındaki Başarısı

2010 yılını kapatırken Rackspace'in managed hosting'den bulut bilişimin ön saflarına nasıl yükseldiğini, Fanatical Support kültürünü, Cloud Servers/Cloud Files/Cloud Sites ürün hattını ve NASA ile başlattıkları OpenStack projesini İstanbul perspektifinden değerlendiriyorum.

Yeni yıla girerken 2010’un kafamda en çok yer eden bulut bilişim hikâyelerinden birini, Rackspace’i biraz uzun uzun yazmak istedim. Daha önce Cloud Computing kavramları üzerine yazdığım yazıya yeni okurlar göz atabilir; çünkü Rackspace bu kavramları sahaya en hızlı indiren oyunculardan biri.

Bilindiği gibi geliştirdiğiniz her yazılım, proje ya da platform için bir altyapıya ihtiyacınız var. Bu altyapıyı birkaç tıklama ile, sanki sunucu odanız yan masada duruyormuş hissiyle önünüze koyan firmalardan biri Rackspace. Biz bu modele bulut bilişim diyoruz; Rackspace ise bu modeli müşteriyle birebir kurduğu ilişki üzerinden farklılaştıran nadir oyunculardan.

Hosting’den Bulut Operatörlüğüne

Rackspace’in hikâyesi 1998’de Texas, San Antonio’da başlıyor. Şirket uzun yıllar managed hosting, dedicated server ve kurumsal barındırma alanında büyüdü. 2008 Ağustos’unda halka açıldığında (NYSE: RAX) yaklaşık 500 milyon dolarlık ciroyla iyi bir hosting şirketi olarak konumlanmıştı. Bugün geldikleri yer farklı: 2010’u kapatırken 781 milyon dolar civarında bir gelir, 130 binin üzerinde müşteri ve yüz binin üzerinde sunucudan bahsediyoruz.

Bu sıçramanın arkasında benim kişisel görüşüm şu: Equinix, AT&T gibi firmaların yanında Rackspace’in farkı, sadece veri merkezi operasyonuna değil, son kullanıcıya ve sunucuya yoğunlaşmış olması. Hosting piyasasının yıllarca biriktirdiği müşteri deneyimini, bulut bilişim tarafında olduğu gibi taşıyabildikleri için piyasanın kaymağını yiyorlar diyebilirim.

Fanatical Support, Markaya Dönüşmüş Operasyon

Rackspace’i diğerlerinden ayıran ilk şey ürün değil, kültür. Şirketin yıllardır kullandığı “Fanatical Support” sloganı tescilli bir markaya dönüşmüş durumda. Burada anahtar nokta şu: bulut sağlayıcılarının çoğu self-service portal ve forum desteğine yaslanırken, Rackspace tarafında telefonu açtığınızda canlı bir mühendise düşüyorsunuz. Bu özellikle Türkiye’deki KOBİ ölçeğinde gerçekten kıymetli bir şey; çünkü bizim piyasamızda IT ekibi olmayan ya da çok küçük olan binlerce firma var ve onlar self-service deneyimi karşısında çoğu zaman yalnız kalıyor.

Ürün Hattı: Cloud Servers, Cloud Files, Cloud Sites

Rackspace bulut tarafında üç temel ürünle ilerliyor:

  • Cloud Servers: Saatlik faturalanan, Xen tabanlı sanal sunucular. 2009 yılında Slicehost satın almasıyla beslenen bu hat, bugün AWS EC2’nin en yakın rakibi olarak konumlanıyor. Linux yelpazesinin yanında Windows seçenekleri de mevcut.
  • Cloud Files: Nesne tabanlı (object storage) depolama. Akamai ile entegre edilmiş CDN katmanı sayesinde dosyaları doğrudan kenar (edge) sunuculardan dağıtabiliyorsunuz; bu özellikle medya ve indirme yoğun siteler için ciddi bir avantaj.
  • Cloud Sites: PHP, .NET, MySQL gibi yaygın yığınları çalıştırmak isteyen ama sistem yönetimiyle uğraşmak istemeyenler için bir tür yönetilen platform hizmeti. PaaS’a yakın bir konumlanmaya sahip.

Rackspace’in pazardaki durumu biraz ilginç: hem ev sahibi hem kiracılar. Kendi veri merkezleri var, ama Equinix gibi colocation devleriyle de yıllardır iş ortaklıklarını sürdürüyorlar. Bu hibrit yapı, coğrafi yayılım ve risk dağılımı açısından akıllıca bir tercih.

OpenStack, Yılın En Önemli Hamlesi

Bana göre 2010’un en kritik gelişmesi Rackspace’in NASA ile birlikte Temmuz 2010’da duyurduğu OpenStack projesi oldu. Rackspace, Cloud Files’ın altında yatan nesne depolama teknolojisini (Swift adıyla) açık kaynağa açtı; NASA ise Nebula projesi kapsamında geliştirdiği işlem (compute) bileşenini (Nova) katkıladı. Ekim 2010’da ilk sürüm olan “Austin” yayımlandı.

Bu hamlenin neden bu kadar önemli olduğunu düşüneyim:

  1. Pazarda gerçek bir açık standardın yokluğu hissediliyordu. AWS API’lerinin etrafında bir çekim alanı oluşmuştu ama bağımsız bir alternatif yoktu.
  2. Rackspace, kendi sırrını paylaşarak ekosistemi büyütme stratejisi seçti. Bu, klasik kapalı yazılım refleksinin tam tersi bir karar.
  3. Kurumlar için kendi veri merkezlerinde “özel bulut” kurabilmenin önü açıldı; üstelik aynı API’nin halka açık tarafıyla da konuşabilen bir biçimde.

Bexar kod adlı bir sonraki sürümün de önümüzdeki haftalarda yayınlanmasını bekliyoruz. 2011’in OpenStack açısından çok hareketli geçeceğini şimdiden söyleyebilirim.

Rakamlarla Rackspace

Biraz rakamlarla konuşalım. 2010 sonu itibarıyla Rackspace yaklaşık 100 bin sunucu ve 130 bin müşteriye hizmet veriyor. Yıllık gelirin %20–25’i bulut ürünlerinden geliyor; bu oran 2009’da %10 civarındaydı, yani ciddi bir kayma var.

Dikkat ederseniz sunucu başına düşen gelir sürekli artıyor. Rackspace zaten hosting alanında hizmet veren bir firma, bu artış pek şaşırtıcı değil. Ama burada asıl önemli olan, bulut tarafının da düz çizgi değil yukarı doğru bir eğri çizmesi. Yani hem klasik hosting müşterileri verim olarak artıyor hem de bulut kanalı kendi başına büyüyor.

Yıllar geçtikçe ivme açıkça artıyor. Net olarak söylemek gerekirse Rackspace her sene sunucu başına yaklaşık %33 daha fazla gelir elde ediyor. Bu, donanımı verimli kullanabilmenin (multi-tenancy) bulut iş modeline ne kadar uygun olduğunu da gösteriyor.

Piyasa devlerinin yanında Rackspace’in konumu:

Türkiye Perspektifinden Birkaç Not

İstanbul’da bulut bilişim konuşurken karşıma çıkan en sık soru “Veri yurtdışında olacak, biz buna nasıl güveneceğiz?” oluyor. Rackspace’in Texas ve Londra veri merkezleri var; Türkiye’den hizmet almak isteyen bir firma için Avrupa lokasyonu çoğu kullanım senaryosu için yeterli gecikme süresi sunuyor. Diğer yandan finans gibi düzenlemeye tabi sektörler için on-premise + OpenStack kombinasyonu önümüzdeki yıl iyi bir çıkış noktası olabilir.

Sonuç

Rackspace, hosting kökenli bir firmanın bulut çağında nasıl yeniden konumlandığının en iyi örneklerinden biri. Fanatical Support kültürü, üç ayaklı ürün hattı ve OpenStack hamlesiyle 2011’e güçlü giriyorlar. Amazon ile aralarındaki ölçek farkı kapanır mı, bilmiyorum; ama OpenStack üzerinden kuracakları ekosistemin uzun vadede en az kendi ürün hatları kadar değerli olabileceğini düşünüyorum. Önümüzdeki yıl içinde bu konuyu sık sık güncelleyeceğiz gibi duruyor.